Psikologların psikolojik sorunları olur mu? Uzmanlar yanıtlıyor

Psikologların da travmaları ve insani zorlukları olabileceğini belirten Klinik Psikolog Ayşegül Kalem, terapistlerin kendi söküğünü dikemediği durumları analiz etti.

Psikologların psikolojik sorunları olur mu? Uzmanlar yanıtlıyor

İYİ PSİKOLOG / İSTANBUL, TÜRKİYE — 02 OCAK 2026

Toplumun psikologlara yüklediği "insanüstü duygusal dayanıklılık" rolünün aksine, uzmanlar ruh sağlığı çalışanlarının da patolojik sorunlar ve kişisel travmalar yaşayabileceğini, bu durumun mesleki etik çerçevesinde yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.

Klinik Psikolog Ayşegül Kalem, terapistlerin de birer insan olduğunu ve kendi geçmiş yaşantılarından kalma çözülmemiş travmaların, danışanlarına müdahale etme süreçlerini olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Terapistin kendi zihnini ve duygularını düzenlemesi beklense de, bazen vaka ile terapistin kişisel hikayesinin benzerlik göstermesi "objektiflik kaybına" neden olabiliyor. Bu noktada terapistin kendini tanıma sürecini es geçmemesi ve gerektiğinde bir meslektaşına yönlendirme yapması, hem danışanın sağlığı hem de mesleki başarı için kritik bir adım olarak görülüyor.

Patolojik bakım veren olmanın işaretleri

Ayşegül Kalem, bir seminerinde terapistlerin ve psikoloji öğrencilerinin farkındalığını artırmak amacıyla "patolojik bakım veren" profilini özetleyen bazı maddelere dikkat çekti. Bu belirtiler arasında; her zaman bir şeylerle meşgul olma zorunluluğu hissetmek, başkalarının taleplerini geri çevirememek ve başkalarının ihtiyaçlarını kendi sorumluluğuymuş gibi algılamak yer alıyor. Ayrıca sosyalleşmeyi yorucu bulmak ve "Bir işin doğru yapılmasını istiyorsam kendim yapmalıyım" inancı da ruh sağlığı çalışanları için birer "kırmızı bayrak" niteliği taşıyor.

Terzi kendi söküğünü dikemez: Terapistlerin terapi süreci

"Tabular yıkılsın" çağrısı yapan uzmanlar, bir doktorun hasta olduğunda meslektaşına gitmesi gibi, psikologların da terapi almasının onları başarısız kılmadığını, aksine farkındalıklarını artırdığını savunuyor. Lisans döneminde terapi almanın, kişinin kendi sınırlarını tanımasına ve hangi alt dalda ilerlemesi gerektiğine karar vermesine yardımcı olduğu belirtiliyor. Terapi odasındaki profesyonel duruşun bir yaşam tarzı mı yoksa bir iş mi olduğu tartışılırken, terapistlerin oda dışında "sürekli mutlu ve anlayışlı" olma zorunluluğunun yarattığı toplumsal baskının yardım alma süreçlerini zorlaştırdığı ifade ediliyor.

[Image: Bir psikoloğun seans sonrası not alırken düşündüğü anları tasvir eden bir görsel — Öz farkındalık süreci.]

Danışanı başka bir meslektaşına yönlendirmek

Eğer bir terapist, danışanının yaşadığı problemi kendi sorunuyla içselleştirdiğini ve objektif kalamadığını fark ederse, süreci sonlandırıp danışanı uygun bir meslektaşına yönlendirmelidir. Bu durum, terapistin yetersizliğini değil, mesleki olgunluğunu ve "önce zarar verme" ilkesine bağlılığını gösterir. Kendi söküğünü dikemeyen her uzmanın meslektaşının kapısını çalabilmesi, ruh sağlığı hizmetinin niteliğini artıran temel unsurlardan biri olarak kabul ediliyor.

www.iyipsikolog.com