Psikologların psikolojisi neden tartışılıyor? Toplumsal algı ve gerçekler
Sosyal medyada ve dijital platformlarda sıkça gündeme gelen "psikologların psikolojisi bozuk" tartışması, mesleki gerçekler ve toplumsal önyargılar ışığında mercek altına alınıyor.
İYİ PSİKOLOG / İSTANBUL, TÜRKİYE — 02 OCAK 2026
Dijital platformlarda ve sosyal mecralarda sıkça dile getirilen "psikologların psikolojisinin bozuk olması" konusu, hem mesleki bir gereklilik hem de toplumsal bir ironi olarak tartışılmaya devam ediyor.
Ekşi Sözlük gibi platformlarda yer alan kullanıcı yorumları; "yırtık kıyafetli terzi" benzetmesinden "kendi derdine derman olmak için bu bölümü seçenler" iddiasına kadar geniş bir yelpazede çeşitleniyor. Ancak uzmanlar ve meslek profesyonelleri için durum, sanılanın aksine "bozukluktan" ziyade bir "insani durum" ve "mesleki farkındalık" meselesi. Bir terapistin nitelikli hizmet verebilmesi için kendi terapi sürecinden geçmesi, modern psikoterapinin temel standartlarından biri olarak kabul ediliyor. Bu durum, psikologların mükemmel olması gerektiği yönündeki toplumsal baskıyı sorgulatırken, mesleğin insani boyutunu da ön plana çıkarıyor.
Yırtık kıyafetli terzi mi, yoksa deneyimli bir rehber mi?
Toplumdaki genel kanı, bir psikoloğun her zaman dengeli, mutlu ve sorunsuz bir hayat sürmesi gerektiği yönünde olsa da, mesleki gerçekler bunun bir illüzyon olduğunu gösteriyor. Kullanıcıların paylaştığı deneyimlerde, kendi gelecek kaygısı veya kişisel sorunları olan psikologların "kalitesiz" olarak yaftalandığı görülüyor. Oysa "yarayla alay eder yaralanmamış olan" yaklaşımı, psikoloğun kendi yaşadığı zorlukların danışanı anlamadaki empati gücünü artırabileceğine işaret ediyor. Profesyonel sınırları koruyabilen bir psikolog için kişisel sorunlar, mesleki bir engel değil; süpervizyon ve kendi terapi süreciyle yönetilmesi gereken bir alan olarak tanımlanıyor.
Kendi dertlerine derman arayanlar bu bölümü mü seçiyor?
Psikoloji öğrencilerinin sıklıkla karşılaştığı "kendi psikolojini düzeltmek için mi okuyorsun?" sorusu, alanın en köklü klişelerinden biri. Birçok uzman, mesleği seçerken kişisel farkındalık arayışının tetikleyici olabileceğini ancak eğitimin bu motivasyonu profesyonel bir yetkinliğe dönüştürdüğünü vurguluyor. Modern terapi ekollerinde, bir terapistin danışan koltuğuna oturması, karşıdaki kişinin deneyimini anlamak ve kendi kör noktalarını (blind spots) keşfetmek adına zorunlu bir gelişim adımı olarak görülüyor.
Dizilerdeki "aykırı" psikolog portreleri ve gerçeklik
After Life gibi dizilerdeki "psikolojisi altüst olmuş" karakterler, mesleğin üzerindeki kusursuzluk mitini yıkan popüler kültür öğeleri olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür portreler her ne kadar abartılı olsa da, psikologların da ekonomik kaygılar, yas süreçleri ve duygusal dalgalanmalar yaşayabileceği gerçeğini normalleştiriyor. "Her insana bir psikolog, her psikoloğa iki psikolog gerekir" deyişi, ruh sağlığı alanında dayanışmanın ve sürekli denetimin (süpervizyon) lüks değil, etik bir zorunluluk olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.













