Psikolojik dayanıklılık için öz şefkat: Kendinize nazik olun
Klinik Psikolog İpek Erol, modern yaşamın baskılarına karşı psikolojik dayanıklılığı artıran "öz şefkat" kavramını ve bu beceriyi geliştirme yollarını anlattı.
Bilge Türk | İyi Psikolog
İSTANBUL, TÜRKİYE — Modern yaşamın getirdiği yoğun baskı ve yüksek beklentiler karşısında bireylerin psikolojik dayanıklılığını koruması için "öz şefkat" becerisi giderek daha hayati bir rol oynuyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu İpek Erol, toplumda genellikle zayıflık veya tembellik olarak algılanan "kendine nazik olma" durumunun, aslında stresle başa çıkmada en güçlü içsel dayanaklardan biri olduğunu belirterek öz şefkatin sonradan geliştirilebilir bir beceri olduğunu vurguladı. Erol, bireyin psikolojik sağlığı üzerindeki etkileri tartışılmaz olan bu kavramın detaylarını ve günlük hayata nasıl entegre edilebileceğini paylaştı.
Zor anlarda kendimize destek olmak
Günümüz modern yaşamı, bireylerden sürekli olarak güçlü, üretken, başarılı ve her türlü zorluk karşısında dayanıklı olmalarını bekliyor. Bu yüksek beklentiler giderek artarken, insanların kendilerine karşı daha anlayışlı ve esnek olmaları gerektiği gerçeği çoğu zaman göz ardı ediliyor.
Tam da bu noktada, son yıllarda psikoloji literatüründe sıkça tartışılan "öz şefkat" kavramı devreye giriyor. Klinik Psikolog İpek Erol, bu kavramın özünde bireyin zorlandığı anlarda kendisine karşı yargılayıcı değil; tam aksine anlayışlı, kapsayıcı ve destekleyici bir tutum geliştirebilmesi olduğunu aktardı. Erol, kişinin hata yaptığında kendini sertçe eleştirmek yerine, yaşanan deneyimi insan olmanın doğal bir parçası olarak görebilmesinin önemine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, özellikle Kristin Neff’in bilimsel çalışmalarıyla psikoloji alanında net bir şekilde kavramsallaştığı ve ölçülebilir bir parametre haline geldiği biliniyor.
Özsaygı ve öz şefkat arasındaki kritik fark
Toplumda ve hatta kişisel gelişim süreçlerinde özsaygı ile öz şefkat kavramları sıkça birbirine karıştırılabiliyor. Klinik Psikolog Erol, özsaygının bireyin kendini değerli hissetmesinden temel aldığını ancak çoğu zaman başarı, performans ve başkalarıyla kıyaslama üzerinden şekillendiğini belirtiyor. Bu koşullu yapı nedeniyle kişi başarılı olduğunda özsaygısı artarken, olası bir başarısızlık anında çok daha kırılgan bir ruh haline bürünebiliyor.
Erol, öz şefkatin ise tamamen koşulsuz olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
"Kişi başarısız olduğunda da hata yaptığında da kendisiyle bağını koparmaz. Özsaygı 'iyiyim çünkü başardım' derken; öz şefkat 'zorlanıyorum ama yine de değerliyim' diyebilmeyi mümkün kılar. Bu yönüyle öz şefkat, psikolojik sağlamlık açısından daha sürdürülebilir bir iç dayanak sunar."
Araştırmalar da öz şefkat düzeyi yüksek bireylerin depresyon ve anksiyete belirtilerini çok daha az yaşadığını; stres faktörlerini daha etkili yöneterek psikolojik dayanıklılıklarını yüksek tuttuklarını gösteriyor. Öz şefkat, kişiyi sorumluluklardan kaçıran bir rahatlık hali değil, zorlayıcı deneyimlerle çok daha sağlıklı ve yapıcı bir iç ilişki kurma kapasitesi olarak öne çıkıyor.
Öz şefkat öğrenilebilen bir beceridir
Öz şefkatin doğuştan gelen statik bir özellik olmadığını vurgulayan Erol, bunun pratikle geliştirilebilir bir beceri olduğunu müjdeledi. Günlük yaşamda bu beceriyi kazanmanın ilk ve en önemli adımı ise kişinin kendi iç sesiyle temasa geçmesidir.
Zor bir an yaşandığında bireyin kendisine fısıldadığı veya haykırdığı içsel cümleleri fark etmesi büyük bir başlangıç kabul ediliyor. Erol'a göre, aynı durumu yaşayan sevdiğimiz bir yakınımıza söylemeyeceğimiz kadar sert ve acımasız sözleri kendimize yöneltiyorsak, orada şefkat değil zehirli bir eleştiri devrededir. Kişinin kendisine şefkat geliştirebilmesi için; duygularını bastırmadan kabul etmesi, hata anlarında evrensel olarak "yalnız değilim, herkes hata yapabilir" düşüncesini hatırlaması, kullandığı içsel dili yumuşatması ve sinir sistemini düzenleyen nefes egzersizlerinden destek alması tavsiye ediliyor.
Kendine karşı yumuşak olmak zayıflık değildir
Psikolojik değerlendirmeler ve terapötik süreçler, bireyin öz şefkat düzeyini fark etmesine yardımcı olsa da birçok insan için kendine şefkat göstermek oldukça ürkütücü ve zorlu bir deneyim olabiliyor. Erol, bunun temel nedenlerinden birinin, "kendine karşı yumuşak olmanın zayıflık veya başarısızlık getireceği" yönündeki köklü ve hatalı inanç olduğunu belirtti.
Özellikle eleştirel ebeveyn tutumlarıyla büyüyen ve sürekli yargılanan bireylerde, sert ve cezalandırıcı bir iç sesin tek motivasyon kaynağı olduğu sanılabiliyor. Travmatik yaşam deneyimleri, negatif düşünce kalıpları ve mükemmeliyetçilik de öz şefkatin önünde adeta birer duvar örüyor. Erol, terapi süreçlerinde kişilerin kendilerine şefkat göstermeye başladıklarında ilk etapta yoğun bir rahatsızlık hissedebildiklerini; ancak bu durumun yanlış bir yolda olunduğunu değil, aksine alışılmamış fakat oldukça iyileştirici yeni bir psikolojik alana girildiğini gösterdiğini aktardı.
Erol, son olarak çocuklara bu kavramın öğretilmesinin önemine değinerek, çocuklar için en güçlü öğreticinin ebeveynlerin kendi hatalarına nasıl yaklaştığı olduğunu belirtti. Bir ebeveynin "Ben de hata yaptım ama bunu telafi edebilirim" demesinin çocuğa güçlü bir öz şefkat mesajı verdiğini hatırlatan Erol, ergenlik çağındaki gençlerde ise bu becerinin, sosyal medyanın yarattığı acımasız karşılaştırma kültürüne ve yetersizlik duygularına karşı en etkili kalkan olduğunu sözlerine ekledi.













