6 Şubat’ın görünmeyen yüzü: Psikolojik travmalar neden hala devam ediyor?

Kahramanmaraş depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti ancak psikolojik etkileri sürüyor. Uzmanlar, fiziksel onarımın bittiği yerde başlayan "görünmeyen enkaz" ve iyileşme süreçlerini anlattı.

6 Şubat’ın görünmeyen yüzü: Psikolojik travmalar neden hala devam ediyor?

BİLGE TÜRK | İYİ PSİKOLOG

İSTANBUL, TÜRKİYE — Tarihe "Asrın Felaketi" olarak geçen ve 11 ili doğrudan etkileyen 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin üzerinden tam üç yıl geçti. Şehirler yeniden inşa ediliyor, fiziksel yaralar sarılıyor; ancak istatistiklerin ve rakamların ölçemediği "görünmeyen bir enkaz" varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikolog Eslem Fulya Ekşi, depremin üçüncü yılında yaptığı kritik değerlendirmede, fiziksel onarımın tamamlandığı noktalarda bile psikolojik onarımın hala devam ettiğine dikkat çekti. Depremin sadece jeolojik bir olay değil, aynı zamanda toplumsal ve bireysel bir "ruhsal kırılma" anı olduğunu belirten Ekşi, iyileşme sürecinin lineer ilerlemediğini vurguladı.

"Fiziksel hasar görünür, ruhsal hasar sinsidir"

Deprem anı, saniyelerle ölçülen bir zaman diliminde gerçekleşse de, insan psikolojisi üzerindeki etkileri yıllara yayılabilen bir sürece dönüşüyor. Yer sarsıntısı durduğunda binaların durumu tespit edilebilirken, insan zihnindeki sarsıntının tespiti çok daha karmaşık bir hal alıyor.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Klinik Psikolog Eslem Fulya Ekşi, depremin psikolojideki karşılığını şöyle tanımlıyor:

"Deprem, ani gelişen, kontrol edilemeyen ve yaşam bütünlüğünü doğrudan tehdit eden yapısı nedeniyle psikolojide 'travmatik yaşantı' olarak tanımlanır. Bu tür olaylar, kişinin 'dünya güvenli bir yerdir' algısını kökten sarsar. Fiziksel zararlar gözle görülür ve ölçülebilirken, psikolojik etkiler çoğu zaman kişi tarafından bile fark edilmeden, sinsice ilerleyebilir. Kişi, günlük hayatına dönmüş gibi görünse de, zihninin arka planında sürekli bir tehdit algısıyla yaşamaya devam edebilir. Bu durum, depremden yıllar sonra bile kişinin yaşamla sağlıklı bir uyum kurmasına engel oluşturabilir."

Beynin "Alarm Sistemi" neden kapanmıyor?

Depremi yaşayan veya bu sürece yakından tanıklık eden kişilerde, olayın üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen "sürekli tetikte olma" hali gözlemlenebiliyor. Uzmanlar, bu durumun bir "hastalık" değil, beynin hayatta kalma mekanizmasının aşırı çalışması olduğunu belirtiyor.

Klinik Psikolog Ekşi, depremzedelerde sıkça görülen ve "normal" kabul edilen tepkileri şöyle sıralıyor:

  • Aşırı uyarılmışlık hali: En ufak bir kapı gıcırtısında, kamyon geçişinde veya ani seste irkilme ve panikleme.

  • İntrüziv (davetsiz) düşünceler: Deprem anına dair görüntülerin, seslerin veya kokuların, kişi istemese de zihinde tekrar tekrar canlanması.

  • Kaçınma davranışları: Kapalı alanlara girmekten korkma, depremi hatırlatan haberlerden veya sohbetlerden uzak durma.

  • Uyku bozuklukları: Uykuya dalmada güçlük, kabuslar veya sık uyanma.

Ekşi, "Bu tepkiler, beynin tehlikeye karşı geliştirdiği akut stres yanıtının bir devamıdır. Sinir sistemi, yaşanan o büyük şoku 'yüksek risk' olarak kaydeder ve kişiyi olası bir yeni tehdide karşı korumak için alarm sistemini açık tutar. Yani bu belirtiler aslında anormal bir duruma verilen normal insani tepkilerdir," ifadelerini kullandı.

"Güçlü olma" baskısı iyileşmeyi geciktiriyor

Toplumumuzda afetler sonrasında sıkça duyulan "Artık toparlanmalısın", "Güçlü olmak zorundasın", "Hayat devam ediyor" gibi telkinler, iyi niyetli olsa da travma sürecindeki bireyler için bazen yıkıcı olabiliyor. Duyguların bastırılması, iyileşme sürecini hızlandırmak yerine, travmanın kronikleşmesine yol açabiliyor.

Psikolojik açıdan bakıldığında korku ve kaygının bastırılmasının iyileşme sürecini desteklemediğini dile getiren Ekşi, şu uyarıda bulunuyor:

"Afet sonrası dönemde toplumsal olarak bir 'güçlü olma' beklentisi oluşuyor. Ancak ifade edilemeyen, yaşanmasına izin verilmeyen yas ve korku, zamanla şekil değiştirerek karşımıza çıkar. Bastırılan bu duygular; geçmeyen baş ağrıları, mide problemleri gibi psikosomatik (bedensel) yakınmalarla, tahammülsüzlükle, öfke patlamalarıyla veya derin bir depresyonla kendini gösterebilir."

Bilimsel çalışmaların, duyguların tanındığı ve ifade edilmesine alan açıldığı ortamlarda iyileşmenin daha sağlıklı ilerlediğini gösterdiğini belirten Ekşi, "Korkunun, üzüntünün ve belirsizliğin 'konuşulabilir' olması, zihnin alarm sisteminin yavaşlamasına ve kişinin kendini güvende hissetmesine yardımcı olur," dedi.

Travma ne zaman profesyonel destek gerektirir?

Peki, deprem sonrası yaşanan bu belirtilerin hangisi "zamanla geçer" kategorisindedir, hangisi uzman müdahalesi gerektirir? Klinik Psikolog Eslem Fulya Ekşi, bu ayrımın "işlevsellik" noktasında yapılması gerektiğini vurguluyor.

Deprem sonrası verilen tepkilerin büyük bir kısmının zaman içinde, güvenli bir ortam sağlandığında kendiliğinden azalma eğilimi gösterdiğini belirten Ekşi, riskli durumları şöyle özetledi:

  1. Süreklilik: Belirtilerin birkaç haftayı aşmasına rağmen şiddetini azaltmadan devam etmesi.

  2. İşlev kaybı: Kişinin işine gidememesi, öz bakımını yapamaması, çocuklarıyla veya çevresiyle ilgilenememesi.

  3. Yoğun kaçınma: Yaşam alanını giderek daraltması, evden çıkmama veya tam tersi eve girememe hali.

  4. Umutsuzluk: Geleceğe dair yoğun karamsarlık ve yaşama sevincinin tamamen kaybı.

Bu belirtilerin görülmesi durumunda profesyonel bir psikolojik desteğin şart olduğunu belirten Ekşi, "Psikolojik destek, bireyin yaşadığı travmatik deneyimi unutturmayı veya bastırmasını değil; onu güvenli bir çerçevede anlamlandırmasını amaçlar. Olayı zihindeki 'tehlike' dosyasından alıp 'anı' dosyasına kaldırmasına yardımcı olur. Erken dönemde veya belirtiler kronikleşmeden alınan destek, Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gibi uzun vadeli ruhsal sorunların önlenmesinde en önemli koruyucu faktördür," değerlendirmesinde bulundu.

www.iyipsikolog.com