Z Kuşağı'nın Sevgi Tanımı: Duygusal Bağ mı, Bireysel Denge mi?
Psikiyatri Uzmanı Dr. Sema Bayçın, Z Kuşağı'nın sevgiyi "duygu"dan çok "anlaşılmak, özgürlük ve öz saygı üzerinden kurulan denge" olarak tanımladığını, aile iletişimindeki mesafenin nedenlerini açıklıyor.
İYİ PSİKOLOG / İZMİR, TÜRKİYE — 12 KASIM 2025
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Sema Bayçın, günümüz gençlerinin aile ve sevgi kavramlarına bakışını değerlendiriyor. Dijital çağda yetişen gençler, sevgiye artık bağ kurmak yerine anlaşılmak ve öz saygı üzerinden anlam yükleyebiliyor.
Her dönem kendi değerleriyle şekillenirken, Uzm. Dr. Bayçın, gençlerin sevgi kavramını daha farklı tanımladığını ve sevgiye bir duygudan çok bir denge unsuru olarak baktığını belirtiyor:
“Gençler için sevgi artık bir bağ değil, bir denge haline geldi. Bu denge, bireysel özgürlükleri ile ilişki sorumlulukları arasındaki hassas noktadır. Anlaşılmak, özgür hissetmek ve kendi kimliğini koruyabilmek, sevginin yeni tanımı oldu.”
Gençler Neden Temkinli Davranıyor?
Uzm. Dr. Bayçın, gençlerin duygularını paylaşırken daha temkinli davranmalarının altında, sosyal medyada sürekli maruz kaldıkları mükemmellik filtresi nedeniyle gerçek ve kusurlu duygularını göstermekten çekinmeleri olduğunu belirtiyor.
Bu temkinli davranışlarının altında yatan temel kaygı ise, duygusal zayıflık göstermenin kabul görmeyeceği inancıdır.
Aile İletişiminde Duygusal Mesafe
Uzm. Dr. Bayçın, günümüzde birçok genç bireyin ailesiyle duygusal mesafe yaşadığını dile getiriyor:
“Ebeveynler, iyi niyetle ‘doğruyu öğretmek’ isterken, gençler ‘eleştirildiklerini’ hissedebiliyor. Bu durum, duygusal görünürlüğü azaltabilir. Bu mesafe, aynı zamanda, gençlerin kendilerini koruma güdüsüyle, yüksek performans beklentisi altındaki kimlik arayışlarından da besleniyor.”
Romantik İlişkilere Yansıma: Birlikte Büyümek
Sevgi algısındaki değişim, gençlerin romantik ilişkilerine de yansıyor. Artık tamamlama veya ait olma gibi geleneksel beklentiler yerine, birlikte büyüme ve bireysel gelişimi destekleme ön plana çıkıyor. İlişkilerde aranan en temel özellik, karşılıklı empati ve kişisel sınırların ihlal edilmemesidir.
Sağlıklı Sevgi Algısı Nasıl Oluşur?
Bir çocuğun ilerleyen yaşlarda sevgiye bakışı, erken dönem deneyimlerle doğrudan bağlantılıdır. Uzm. Dr. Bayçın şöyle açıklıyor:
"Bir çocuk duygusunu ifade ettiğinde dinleniyor ve yargılanmadan kabul görüyorsa, ilerleyen yıllarda da kendini değerli hissedebilir. Bu duygusal kabul, gençlerin ileride sağlıklı sınırlar çizebilme ve toksik ilişkilerden kaçınma yeteneğini de geliştirir."
Ebeveynlere Öneri
Uzm. Dr. Bayçın, ebeveynlere şu önerilerde bulunuyor:
-
Dinlemek, anlamanın ilk adımıdır.
-
Gençlerin duygularını küçümsemek yerine “bunu böyle hissetmene ne sebep oldu?” diye sormak, iletişimi güçlendirebilir.
-
Sevgi, yalnızca ilgi göstermek değil; duygusal güven alanı yaratmaktır.
“Günümüz gençleri, duygularını bastırmak yerine görünür kılmak istiyor. Sevgi, artık sadece ‘bağ kurmak’ değil, ‘anlaşılmak’ üzerinden şekilleniyor. Ebeveynlerin bu dönüşümü fark etmesi, aile içi sağlıklı iletişimin en güçlü adımı olacaktır.”













