Kanserde Gizli Tehlike: Depresyon Tedavi Başarısını ve Yaşam Süresini Düşürüyor
Kanser hastalarının yaklaşık yüzde 30'unu etkileyen depresyon, tedaviye uyumu bozuyor ve sağkalım oranlarını düşürüyor. Uzmanlar, belirtilerin kanser yorgunluğuyla karıştırılmaması gerektiği konusunda uyarıyor.
İYİ PSİKOLOG / İSTANBUL, TÜRKİYE — 14 ARALIK 2025
Dünya genelinde 300 milyondan fazla insanı etkileyen depresyon, kanser hastaları arasında toplum geneline oranla çok daha yaygın görülüyor. Yapılan araştırmalar, kanser hastalarının yüzde 15-20'sinin, ileri evre hastaların ise yüzde 30'a varan oranlarda depresyon yaşadığını ortaya koyuyor.
Uzmanlar, kanser sürecinde yaşanan mutsuzluk ve çaresizlik hissinin "hastalığın doğal bir sonucu" olarak görülüp göz ardı edilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor. Tedavi edilmeyen depresyon; yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, tedaviye uyumu bozarak sağkalım oranlarını da olumsuz etkiliyor.
Kanserde Depresyonu Tanımanın Zorluğu
Kanser hastalarında depresyon tanısı koymak, standart vakalara göre daha karmaşık bir süreç gerektiriyor. Kanser hastalığının ve kemoterapi gibi tedavilerin yan etkileri olan iştah azalması, kilo kaybı, halsizlik ve uykusuzluk, depresyonun fiziksel belirtileriyle birebir örtüşüyor.
Bu noktada uzmanlar, ayrımı yapabilmek için psikolojik belirtilere odaklanıyor. Eğer hastada karamsarlık, yoğun suçluluk duygusu, değersizlik hissi, tedaviye karşı isteksizlik ve "bakım verenlere yük olma" düşüncesi hakimse, tablonun sadece kanser yorgunluğu değil, klinik depresyon olabileceği belirtiliyor.
Biyolojik ve Psikolojik Tetikleyiciler
Kanserde depresyon tek bir nedene bağlı olarak gelişmiyor. Pankreas, akciğer ve beyin tümörü gibi bazı kanser türleri biyolojik olarak depresyona yatkınlık yaratırken; kullanılan kortikosteroidler ve bazı kemoterapi ilaçları da duygu durumunu etkileyebiliyor.
Bunun yanı sıra tanı şoku, ölüm korkusu, organ kaybına bağlı beden algısındaki değişimler ve ekonomik zorluklar gibi psikososyal faktörler de süreci tetikliyor.
Tedavi Yöntemleri ve Yanlış İnanışlar
Hafif seyreden depresyon vakalarında psikoeğitim, aile terapisi, nefes egzersizleri ve bilişsel davranışçı terapiler (BDT) etkili sonuçlar veriyor. Orta ve şiddetli vakalarda ise ilaç tedavisi (farmakoterapi) öncelikli hale geliyor.
Hastalar arasında yaygın olan "Antidepresanlar bağımlılık yapar" veya "Beni zombiye çevirir" gibi mitlerin gerçeği yansıtmadığını belirten hekimler, doğru doz ve kontrol altında kullanılan ilaçların tedavi başarısını artırdığını vurguluyor. Tedavi edilen depresyon, hastanın ağrı eşiğini yükseltiyor, bağışıklık sistemini destekliyor ve kanserle mücadele gücünü artırıyor.
Kaynak: www.drozdogan.com













