Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı: Hekim onayı hayati önem taşıyor

Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, Ramazan'da oruç tutmak isteyen psikiyatri hastaları için ilaç düzeni, sirkadiyen ritm ve atak risklerine dair kritik uyarılarda bulundu.

Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı: Hekim onayı hayati önem taşıyor

Bilge Türk | İyi Psikolog

İSTANBUL, TÜRKİYE — Ramazan ayının manevi atmosferi toplumun geniş bir kesimini kapsarken, kronik psikiyatrik rahatsızlığı olan bireyler için oruç tutma kararı tıbbi bir yol ayrımı anlamına geliyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik tedavi gören hastaların oruç tutma kararını yalnızca niyet çerçevesinde değil, hastalığın evresi, biyolojik ritm dengesi ve kullanılan ilaçların farmakolojik özellikleri üzerinden hekimle birlikte vermesi gerektiğini açıkladı.

Psikiyatrik bozukluklarda stabiliteyi sağlayan en önemli unsurun "biyolojik istikrar" olduğunu vurgulayan Dr. Hajiyeva, uzun süreli açlık, susuzluk ve özellikle uyku düzenindeki radikal değişikliklerin, beynin hassas dengesini bozarak iyileşme sürecindeki hastaları yeniden atak riskine açık hale getirebileceği uyarısında bulundu.

Biyolojik Ritm ve Beynin "Düzen" İhtiyacı

İnsan beyni, sirkadiyen ritm adı verilen içsel bir saatle çalışır. Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik hastalıkların çoğunda bu saatin bozulmaya karşı son derece hassas olduğunu belirterek şu detayları paylaştı: "Beyin ritmi sever. Sirkadiyen düzen sık değiştiğinde, bu biyolojik istikrarsızlık doğrudan klinik tabloya yansır. Özellikle bipolar bozukluk gibi duygudurum değişimlerinin keskin olduğu hastalıklarda, sahur nedeniyle uykunun bölünmesi veya yetersiz uyku, manik ya da depresif atakları tetikleyebilir."

Dr. Hajiyeva’ya göre, sadece açlık değil, uyku yoksunluğu da beyindeki nörotransmitter dengesini sarsar. Geçmişte mevsimsel atak öyküsü olan veya stres faktörlerine karşı direnci düşük olan hastaların, Ramazan'daki bu değişimden en çok etkilenen grup olduğu belirtiliyor.

Hastalık Gruplarına Göre Orucun Risk Analizi

Her psikiyatrik hastalığın oruç sürecine verdiği tepki farklılık göstermektedir. Uzman hekim, klinik tabloları şu şekilde detaylandırıyor:

  • Majör Depresyon: Uzun süren açlık, kan şekeri dalgalanmalarına yol açarak zaten düşük olan enerji seviyesini daha da aşağı çekebilir. Fizyolojik stresin artması, çökkünlük hissini derinleştirebilir.

  • Anksiyete ve Panik Bozukluk: Açlık ve susuzluk bedende çarpıntı, titreme ve halsizlik gibi belirtiler oluşturur. Kaygı bozukluğu olan bir zihin, bu bedensel sinyalleri "tehlike var" veya "kalp krizi geçiriyorum" şeklinde yorumlayarak panik atakları tetikleyebilir.

  • Psikotik Bozukluklar: Bu grupta tedaviye uyum en kritik unsurdur. İlaç saatlerinin sahur ve iftar arasına sıkıştırılmaya çalışılması sırasında yaşanan aksaklıklar, halüsinasyon veya sanrıların geri dönmesine neden olabilir.

  • Yeme Bozuklukları: Anoreksiya veya bulimia geçmişi olan hastalarda oruç, yeme davranışı üzerindeki kontrolün kaybına veya hastalığın nüksetmesine zemin hazırlayabilir.

İlaç Kullanımında "Saat" Değil "Etki" Önemli

Halk arasında yaygın olan "İlacı iftarda içsem bir şey olmaz" düşüncesinin bilimsel olarak riskli olduğunu belirten Dr. Günay Hajiyeva, ilaçların farmakokinetik özelliklerine dikkat çekti. Bazı ilaçların kanda belirli bir düzeyde kalması gerektiğini hatırlatan uzman, "Günde üç doz kullanılması gereken kısa yarı ömürlü bir ilacın dozlarını iftar ve sahur arasına sığdırmak, kanda ilaç zehirlenmesine (toksisite) veya ilacın etkisiz kalmasına yol açabilir" dedi.

Özellikle lityum gibi dar güven aralığına sahip ilaç kullanan hastalar için dehidrasyon (susuzluk) büyük bir tehdittir. Vücudun susuz kalması, böbreklerin lityumu atma kapasitesini değiştirerek kanda tehlikeli seviyelere ulaşmasına ve böbrek hasarına yol açabilir.

"İyileşince Bırakılan İlaç" Yanılgısı

Klinik pratikte en sık karşılaşılan sorunun, hastaların oruç tutabilmek adına ilaçlarını kendi başlarına bırakmaları olduğunu belirten Dr. Hajiyeva, bu durumun yaratabileceği "yoksunluk sendromu" ve "atak nüksü" konusunda uyardı. Psikiyatrik ilaçların kademeli olarak ve hekim kontrolünde kesilmesi gerektiğini hatırlatan Hajiyeva, ani kesilmelerin intihar düşüncelerini artırabileceği ve hastayı haftalarca sürecek ağır bir yatış sürecine mahkûm edebileceği konusunda aileleri de uyardı.

Hangi Hastalar Kesinlikle Oruç Tutmamalı?

Dr. Hajiyeva, tıbbi açıdan oruç tutmanın "yüksek riskli" kabul edildiği durumları şöyle sıraladı:

  1. Son 6 ay içinde akut bir atak geçirilmişse.

  2. İlaç dozları henüz yeni ayarlanma aşamasındaysa.

  3. Son bir yıl içinde hastaneye yatış öyküsü varsa.

  4. Kişide aktif intihar düşüncesi veya kendine/başkasına zarar verme riski mevcutsa.

  5. Kullanılan ilaçların gün içinde çoklu dozda alınması zorunluysa.

Sonuç ve Toplumsal Mesaj

Sağlığın korunmasının her türlü manevi niyetin önünde olması gerektiğini hatırlatan Dr. Günay Hajiyeva, oruç tutmak isteyen psikiyatri hastalarına şu çağrıda bulundu: "Lütfen hekiminize danışmadan ilaç düzeninizi değiştirmeyin. Tıbbi engeller nedeniyle oruç tutamamak bir eksiklik değil, bedeninize ve ruh sağlığınıza olan sorumluluğunuzdur. Stabil seyreden bir hastanın oruç tutup tutamayacağı, ancak ayrıntılı bir muayene ve risk analizi sonrası netleşebilir."

www.iyipsikolog.com